22 Temmuz 2015 Çarşamba
11 Kasım 2013 Pazartesi
Aşağıdaki kelimelere bakın ve kelimeleri değil
sadece renkleri söylemeye çalışın
MAVİ SARI YEŞİL SİYAH
BEYAZ MOR KIRMIZI YEŞİL
SARI MAVİ SİYAH KIRMIZI
Şimdi biraz daha zorunu daha hızlı deneyelim;
BEYAZ SARI KIRMIZI MAVİ
MOR SİYAH YEŞİL MOR
SARI MAVİ BEYAZ SARI
YEŞİL BEYAZ KIRMIZI MOR
BEYAZ MAVİ KIRMIZI SARI
Ne kadar hızlısınız? Sağ beyniniz renkleri söylemeye çalışırken sol beyniniz kelimeleri okumakta
diretiyor.
Her iki beyniniz de devrede ama hızlı
yapabildiğiniz ölçüde sağ beyin hakimiyeti fazla anlamına geliyor. Sizin
sonucunuz nedir ?
19 Aralık 2012 Çarşamba
Kas dengesizliği
KAS DENGESİZLİĞİ :
Vücudumuzun sağ ve sol yarıları birbirine simetriktir. Bu simetri, dengeli bir vücudun daha randımanlı çalışması nedeniyle, evrim sırasında ortaya çıkmıştır. Vücudumuzda pek çok kas bulunmaktadır. Bu kasların bir kısmı bizi dengede tutmaya yararken bir kısmı da hareketlerimizden sorumludur. Eklemlerimizin etrafına yapışmış olan bu kaslar yapışma yeri ve açısına göre çeşitli hareketlerin yapılmasından sorumludurlar. Genel olarak belli bir yönde eklem hareketini sağlayan bir grup kasımızı dengeleyen ve tam aksi yönde hareketi sağlayan bir başka kas grubu daha vardır. Örneğin, kolumuzu biceps kasımızı kasarak dirseğimizden büktüğümüzde, bu kasımızı dengeleyen ve tam tersi hareketi yapmamızı sağlayan ( kolumuzu dirsek ekleminden açmamızı sağlayan) kas triceps kasıdır. Yine dirsek eklemi için düşündüğümüzde bu iki kasın gerek kuvvet, gerekse de uzunluk ve gerginliklerinin dengede olması gerekmektedir. Eklemi bir yönde hareket ettiren bir kas veya kas grubu çeşitli nedenlerle zayıfladığında veya tam tersi güçlendiğinde eklemin dengesinin bozulması sonucunu doğurur.Bir kas çok kasıldıysa eklemin o yöne doğru hareket etmesine yol açar ve ters yöndeki hareketi de kısıtlar. Bu dengesizlik ilerlediğinde ilgili ekleme stres yüklenmesine yol açar. Kasların bu dengesiz durumu bir süre sonra eklemlerde ağrı oluşmasına yol açar. Aşağıdaki resimde bir eklem için farklı harekete yol açan ve dengede olması gereken iki kası şematik olarak görmektesiniz.
Kas dengesizliği, postür bozukluğu oluşumuna yol açan
nedenlerin başında gelir. Dengesizleşmiş olan kaslarımızı bir süre sonra kendi
isteğimiz ve çabamızla dengeleyemez hale geliriz. Bu durum postür
bozukluğumuzun yerleşmiş olduğu durumdur. Bu aşamadan sonra tek çözüm manuel terapi ile oluşmuş olan
postür bozukluğunun düzeltilmesidir.
Dr.Janda kas dengesizliğine bağlı olarak gelişebilecek üç
temel postür bozukluğu tarif etmiştir. Bunlar Üst çapraz sendromu ( upper cross
syndrome ), alt çapraz sendromu ( lower cross syndrome ) ve layer sendromudur. Bu
bozukluklara ve osteopatik yaklaşım yöntemlerine bir sonraki yazımda
değineceğim.
10 Aralık 2012 Pazartesi
Skolyoz tedavisi
İlk kez skolyoz tanısı ile karşılaşıldığında bir korku
duyulur. Nasıl bir hastalık ? Şimdi ne olacak ? Daha da ilerler mi ? İlerleyen
günlerde biraz daha araştırıldığında, ameliyat olunması gereken bir hastalık
olduğu öğrenilir ve ister istemez ameliyat çeşitleri öğrenilmeye çalışılır.
Araştırdıkça daha büyük bir korku kaplar içinizi. Daha sonra da hangi hastane
ve hangi doktora gidilmesi gerektiği üzerine bir araştırma süreci başlar.
Evet, skolyoz eğer çok ilerleyecek olursa ortopedik cerrahi
girişim gerektiren bir rahatsızlıktır. Ameliyat öncesi ve sonrası da oldukça
sıkıntılı bir süreçtir.
Ancak erken dönemde saptandığında ve osteopatik manuel
terapi uygulandığında oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır.
Daha önceki yazımda osteopatinin ne olduğunu anlatmaya
çalışmıştım. Skolyozda osteopatik açıdan ne yapılacağına bakacak olursak;
klasik fizik tedavi yaklaşımından farklı olarak, skolyoz üç boyutlu olarak
değerlendirilir. Skolyoz üç boyutlu bir rahatsızlıktır ve tedavisi de buna göre
planlanmalıdır.
Gözünüzde canlandırmaya çalışırsanız, vücudumuzun ortasından
geçen bir omurgamız var ve omurga alt ucunda kalçamızı oluşturan leğen kemiği (
pelvis ) ile bağlantılı. Kalça bölgesine de
bağlanan bacaklarımız var. Omurganın üst bölgesinde ise yine omurga ile
eklemleşen kaburgalarımız bulunmakta, bunlara da bir şekilde kollarımız
bağlanıyor. Omurganın en üstü ise kafatasımızla bağlantılı. Yani bizler aslında
tüm bedenimizle omurganın etrafında yaşamımızı sürdürüyoruz. Hal böyle olunca
da omurgadaki postür bozuklukları tüm bedenimizi etkiliyor. Skolyozda sadece
omurganın sağa ve/veya sola eğimi değil,
kendi ekseni etrafında dönmesiyle oluşan rotasyon ( dönme ) deformitesi
de bulunmaktadır. Bu duruma rotoskolyoz adı verilir. İlerleme sürecinde
omurgada yanlara doğru olan eğilme ve dönme meydana gelirken, beraberinde tüm
bu bağlantılı yapılardaki dokularda ( fasial doku ) gerginlikler oluşmaya
başlar. Omurga sağa veya sola doğru eğildiğinde içbükey olan taraftaki dokular
kısalmaya ve omurgadan uzaklaşmaya, dışbükey olan taraftaki dokular da uzamaya
ve omurgaya yaklaşmaya başlarlar. Kısalan dokular daha da kısalma eğilimindedir
ve beraberinde önce kalça kemiği daha sonra kalça eklemi ve ayak tabanına kadar
olan bölgeye bu kısalığın etkisini yansıtmaya başlar. Ancak skolyozun nedeni
sadece kısalan dokular değildir. Kısalan dokular daha da kısalarak omurganın
daha fazla eğilmesine yol açarken uzayan dokular da daha fazla uzayarak bu
duruma katkıda bulunur. Bir anlamda omurga etrafındaki dokularla birlikte bir
kısır döngüye girmiştir. Omurganın eğikliği sonucunda dokularda bu değişimler
olurken vücutta dengeyi sağlamak için eğim yönünün tersine 2. bir eğim daha
ortaya çıkar. Çoğunlukla C şeklinde
başlayan eğim S şeklini almaya başlar. Bunda amaç yer değiştirmiş olan ağırlık
merkezini dengelemektir. Aynı süreçte sırt bölgesinde iç bükey olan taraftaki
kaburgalar birbirine yaklaşmaya dışbükey olan tarafta ise birbirlerinden
uzaklaşmaya başlarlar. Omurgalarda dönme de buna eklenecek olursa, bu dönme
sırasında omurgayla eklem yapan kaburgalarda da aynı yönde dönme hareketi
meydana gelir. Bu durumdan da elbette ki kürek kemiği ve omuzlar da etkilenir.
Kuşkusuz her skolyoz bu şekilde bir gelişim göstermez. Kimi durumlarda
skolyozun ilerlemesi durabildiği gibi kimi durumlarda da hızlı bir gidiş söz
konusudur. Bu nedenle skolyozlu hastalarda takip çok önemlidir.Belli aralarla
yapılacak kontrollerle skolyozun ilerleme hızı saptanmalıdır.
Bu anlatılanların ışığında, elbetteki skolyoz sadece
omurgaya yönelik olarak yapılacak girişimlerle düzeltilemez. Skolyozun
manuplatif tedavisinde kısalan dokuların uzatılmasına uzayan dokuların
kısaltılmasına çalışıldığı gibi omuzlar, kaburgalar ve aşağıya doğru kalça ve
ayaklarda da oluşmuş olan değişiklikler giderilmelidir. Hasta açısından bu
yöntemin tek sakıncası tedavinin uzun sürmesidir. Sadece teorik olarak değil,
pratikte de gördüğüm kadarıyla; erken dönemde ve gerekli zaman harcanarak
yapılan manuplatif tedavi, cerrahi aşamasına gelmemiş olgularda, şu an için tek
seçenek gibi durmaktadır.Skolyoz tedavisi konusunda daha ayrıntılı yazılarımı yeni açtığım bloğumda okuyabilirsiniz.
2 Aralık 2012 Pazar
Skolyoz

SKOLYOZ
Skolyoz nedir ? Skolyoz
belirtileri nelerdir ? Skolyoz sıklığı , skolyoz çeşitleri nelerdir ? Skolyozda
tanı yöntemleri nelerdir ? Skolyozda takip ve skolyoz tedavi seçenekleri
nelerdir?
Skolyoz nedir ?
Ayakta duran bir kişiye arkadan bakıldığında omurganın yana
doğru olan eğikliğine skolyoz adı
verilir. Sağa, sola veya her iki yana birden eğiklik olabilir. Normal ve
sağlıklı bir omurgada omurlar arkadan bakıldığında düz bir hat üzerinde durur. Skolyozda ise omurlar yana doğru yer
değiştirmiştir. Bazı durumlarda omurlar kendi eksenleri etrafında dönerler ki
bu duruma rotoskolyoz adı verilir. Rotoskolyoz,
skolyozun kalıcı hale geldiğinin göstergesidir. Skolyozun derecesi düşük
olduğunda, bu durum arkadan bakıldığında belli olmayabilir. Bu nedenle, skolyozun saptanması için kişinin öne
eğilmesinden sonra gözlem yapmak gerekir.
Skolyoz belirtileri
nelerdir ?
Skolyozun erken dönemde saptanması önemlidir. Skolyoz kısmen
aile tarafından çocuğun sırtında eğiklik olduğunun fark edilmesiyle, kısmen de
başka bir hastalığın muayene ve tedavisi sırasında hekimler tarafından
saptanır. Skolyozun erken tanısında ailelere çok büyük görev düşmektedir.
Skolyozun ilerleyici bir omurga bozukluğu olması erken tanının da önemini
ortaya çıkarmaktadır. Ne kadar erken müdahale edilirse, elde edilen sonuçlar da
o kadar yüz güldürücü olmaktadır. Okul çağındaki çocuklara yapılacak basit
birkaç değerlendirme, erken dönemde tanı konulabilmesi açısından önemlidir. Skolyozda :
1.Omuzlardan biri
diğerinden daha yüksektedir,
2.Kürek kemiklerinden
biri daha yüksek veya daha belirgin olabilir,
3.Eller yanda dengeli
bir şekilde dururken bir tarafta kolla vücut arasında daha fazla mesafe vardır,
4.Kalça bir tarafta
daha yüksektedir,
5.Karşıdan
bakıldığında kafa, leğen kemiğiyle karşılaştırıldığında, orta hatta değildir,
6.Belin bir tarafında
ciltte katlantı olabilir,
7.Arkadan
bakıldığında öne eğilen bir kişide sırtın bir yarısı daha yüksektedir.
Bu belirtilerden bir veya birkaçı özellikle okul çağındaki
çocuklarda saptanırsa bir fizik tedavi uzmanına başvurarak gerekli muayene ve
tetkiklerinin yapılması gerekmektedir.

Skolyoz sıklığı
Skolyoz görülme sıklığı konusunda ülkemizde ne yazık ki
sağlıklı veriler bulunmamakla birlikte, Türkiye’de yaklaşık 2.5 milyon skolyoz
hastasının olduğu tahmin edilmektedir. Kız çocuklarda görülme sıklığı daha
fazladır ve okul çağı çocuklarının % 1.5 ila 2’sinde skolyoz vardır.
Skolyoz çeşitleri
nelerdir ?
Skolyoz yapısal ve yapısal olmayan skolyoz olarak iki başlık
altında sınıflandırılır.Yapısal skolyozun nedenleri :
- İdiopatik skolyoz ; skolyozların % 70 ila 90’ı bu gruptandır. Oluş nedeni bilinemeyen skolyoz grubudur.
- Doğumsal skolyoz ; omurganın doğuştan gelen anomalilerinin olduğu gruptur.
- Nöromüsküler skolyoz
- Romatizmal hastalıklar sonucu gelişen skolyoz
- Travmalar sonucu gelişen skolyoz
- Metabolik hastalıklar sonucu gelişen skolyoz
- Tümörlerle ilgili skolyoz
Olarak sınıflandırabiliriz.
Yapısal olmayan skolyoz ise
1.Postural skolyoz ; duruş
bozukluğuna bağlı skolyoz
2. Bacaklarda olan uzunluk
farkına bağlı olan skolyoz
3. Kalça eklem kısıtlılıklarına
bağlı olarak gelişen skolyoz
4. İnflamatuar skolyoz
5. Sinir kökü irritasyonuna bağlı
gelişen skolyoz olarak sınıflandırılabilir.
Skolyozda tanı yöntemleri nelerdir ?
Skolyoz tanısında en önemli
yöntem hastanın fizik muayenesidir. Hasta önden, arkadan ve yanlardan bakılarak
ayrıntılı bir şekilde muayene edilir.Hasta belden öne doğru eğdirilerek arkadan
sırtında oluşan yükseklik olup olmadığına bakılır. Vücut simetrisindeki
değişiklikler kaydedilir. Skolyoz varlığı saptandığı taktirde ayakta omurga
grafileri çekilir ve grafi üzerinden skolyozun derecesi saptanır. Skolyozda
omurganın içbükey olan tarafında kaburgalar birbirine yaklaşırken, dışbükey
olan tarafta kaburgalar birbirinden uzaklaşmaktadır Omurgada dönme olup
olmadığına yani rotoskolyoz olup olmadığına bakılır ve bunun derecelendirmesi
yapılır. Omurga eğriliğinin ilerlemesi ve kalıcı duruma geçmesiyle birlikte
eğime katılan omurlar kendi eksenleri etrafında dönmeye başlarlar.Bu duruma
rotoskolyoz adı verilir ve tedaviye vereceği yanıtın zorlaştığının belirtisidir.
Omurlar bu dönme sırasında kendilerine
bağlı olan kaburgaları da birlikte sürüklerler. Buradan da anlaşılacağı üzere
skolyoz tek bir düzlemde değil, 3 boyutlu olarak görülmesi ve tedavi edilmesi
gereken bir omurga bozukluğudur.
Skolyozda takip
Skolyoz ilk saptandığı tarihten
itibaren 6 ayda bir çekilen grafiler ve yapılacak olan ayrıntılı muayeneler ile
takip edilmesi gereken bir rahatsızlıktır. Yapılan takiplerde skolyozun
ilerleme hızı saptanmaya çalışılır. Klasik olarak büyüme döneminin sonunda
skolyozun ilerlemesinin durduğu gibi bir bilgi olmasına karşın o konuda da
tartışmalar sürmektedir. Uzun dönemli hasta izlem verileri yeterli düzeyde
değildir.
Skolyozda tedavi seçenekleri nelerdir ?
Skolyozda tedavi seçenekleri
hastanın eğriliğinin derecesine, yaşına ve cinsiyetine göre farklılıklar
göstermektedir. Öncelikle eğriliğinin ilerleme potansiyeli değerlendirilir.
Klasik bilgi olarak hastanın eğriliği 20 dereceye kadarsa takip önerilir. Aslında
bu dönemde başlanan manuel terapi çok daha etkili olmakta ve ilerleme durduğu
gibi, gerileme de çok daha kolay sağlanmaktadır.
Skolyoz tedavisinde korse
kullanımı da seçenekler arasında olmakla birlikte manuel terapi kadar etkili
değildir. 25 derecenin üzerinde skolyozlarda önerilmesine karşın, hasta
açısından oldukça sıkıntılı bir durumdur. Eğriliğin 40 derecenin üzerinde
olduğu ve yapılan tedavilere karşın ilerleme olan olgularda cerrahi açıdan
hastaların değerlendirilmesi gerekmektedir. Osteopatik manuel terapi her dereceden skolyozda önemli bir tedavi
seçeneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tedavi yönteminde, skolyoz ayrıntılı
olarak değerlendirilir ve kısalan kasların uzatılmasına, uzayan kasların
kısaltılmasına ve güçlendirilmesi gereken kasların da güçlendirilerek eğrilmiş
ve dönmüş olan omurların düzeltilmesine çalışılır. Dönmüş olan kaburgaların
normal pozisyonlarına gelmeleri sağlanır. Osteopati
ile skolyozlu hastalarımda oldukça iyi sonuçlar almaktayım. Skolyozda osteopatik
manuel yaklaşımı ayrı bir yazımda sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
24 Kasım 2012 Cumartesi
kifoz
Kifoz nedir, kifoz
bulguları ve çeşitleri nelerdir,kifozda yaklaşım ve tedavi seçenekleri nelerdir
:
Kifoz, omurganın yandan bakıldığında, sırt bölgesindeki
normal dışı eğriliğidir. Normalde omurgaya yandan bakıldığında, boyun ve belde
içbükey, sırtta ise dışbükey bir eğrilik vardır. Boyun ve belde olan bu
eğriliğe lordoz, sırtta olan dışbükey eğriliğe ise kifoz adı verilir. Bu
eğrilikler, vücut ağırlığı ve yerçekimi etkisi ile omurgaya binen yükün absorbe
edilmesini sağlar. Bir anlamda omurgayı koruyucu etkiye sahiptir. Sırt
bölgesinde normal bir durum olan kifoz ilerlediğinde, kifoz rahatsızlığı ortaya
çıkar.Omurganın normal eğrilikleri başın pelvis (leğen kemiği) üzerinde dengede
durmasını sağlar.
Bu eğrilikler normalden fazla veya az olursa denge bozulur.
Sırtta normalden fazla olan dışbükey eğim kifoz rahatsızlığının ortaya çıkmasına
neden olur ki bu durum bel,sırt ve boyun ağrılarına yol açar. İlerlemiş kifoz
önemli sağlık problemlerine yol açabilir.
KİFOZDAKİ BULGULAR
NELERDİR ?
Kifozda sırtta hump (kamburluk,hörgüç görünümü ) denilen bir
görünüm oluşur. Sırt ve boyun ağrıları, sırt bölgesi kaslarının zayıflığı ve
bağlarında meydana gelen gerginlikler ve sertlikler sıklıkla karşılaşılan
problemlerdendir. İlerleyen yıllarda kifoz ilerleyecek olursa şiddetli ağrılar
ve nörolojik bulgular ortaya çıkabilir. İlerlemiş kifozlarda göğüs boşluğunun
daralması sonucunda göğüs ağrısı ve solunum problemleri ortaya çıkabilir.
KİFOZ ÇEŞİTLERİ
NELERDİR ?
Temel olarak üç tip kifoz vardır. Bunlar; postüral kifoz,
Scheurmann kifozu ve konjenital (
doğumsal ) kifozdur.
- Postüral kifoz : En sık karşılaşılan kifoz çeşitlerindendir.Kızlarda, erkeklere oranla daha fazla görülür ve gelişme döneminde fark edilir. Kötü postür ve sırt kaslarının zayıf kalması sonucunda oluşur. Özellikle kızlarda göğüslerin çıkmaya başladığı dönemde bu durumu saklamaya çalışma amacıyla gelişen duruş bozukluğu omuzların öne doğru gelmesine ve kifoz artışına yol açar. Omurga yapısında bir bozukluk oluşmaz.
- Scheurmann kifozu : Erkeklerde daha fazladır ve yine gelişme döneminde ortaya çıkar. Omurlarda yapısal değişikliklerle birlikte seyreder. Omurlarda kamalaşma denen görünüm mevcuttur.
- Konjenital ( doğumsal ) kifoz : En az görülen kifoz çeşididir. Doğum öncesi omurga oluşumunda ortaya çıkan bir anormallik sonucu oluşur.
Yetişkinlerde kifoza yol açan
nedenlerden biri de osteoporoz ( kemik erimesi ) rahatsızlığıdır. Ankilozan spondilit,
enfeksiyonlar ve tümörler de kifoz oluşumuna yol açan nedenler arasındadır.
KİFOZDA YAKLAŞIM VE TEDAVİ
Kifoz belirtileri olan kişiler
mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar. Fizik tedavi uzmanlarınca
yapılan değerlendirmeler sonucunda, kifozun derecesi belirlenir. Postüral
kifozu olan kişiler kifoz derecesinde düzelme sağlamamasına rağmen fizik tedavi
uygulamalarından ağrılarının azalması yönünde yarar sağlayabilirler. Fizik
tedavi uygulamalarının yanı sıra gerekli medikal tedavilerinin de düzenlenmesi
gerekir. Osteopatik manuel terapiden en fazla yararlananlar postüral kifozu
olanlardır.
Sheurmann kifozu olanlar yine
fizik tedavi ve medikal tedavi ile çeşitli derecelerde korse kullanımına
ihtiyaç duyan hasta gruplarının içindedir. İleri derecede kifozu olan kişilere
ortopedik cerrahi girişim uygulanması gerekmektedir.
Özellikle postüral kifozu olan
hastalarımda, osteopatik tedavi ile kifoz derecesinin azalması yönünde çok iyi
sonuçlar aldığımı da belirtmek istiyorum.
15 Kasım 2012 Perşembe
Baş önde postür
Forward head posture ( Baş önde postür)
Postür incelemesinde yararlandığımız
ve vüdumuzun ağırlık merkezini gösteren hayali çizgi, kulak deliğimizin, omuzun
orta noktası hizasında olmasını gerektirir. Başın öne gelerek bu hizadan
sapması baş önde postür ( forward head posture ) olarak adlandırılır.Başın
omuza göre önde durduğu her 2.5 cm’lik fark boyun omurlarına fazladan 5 kg’lık
bir yük binmesine yol açar. Özellikle bilgisayar başında fazladan zaman geçiren
kişilerde, uzun süreli araç kullananlarda, başının altına yastık koyarak
yatakta kitap okuma alışkanlığı olanlarda, elişi yapan kişilerde veya bunun
gibi uzun süreli başı önde zaman geçiren kişilerde, zaman içinde baş önde
postür gelişir. Yapılan araştırmalara göre toplumun %65 ila 90’ında bu durumun
olduğu saptanmıştır. Yerçekimi etkisi nedeniyle oluşan fazladan yük, boyun
omurlarının zedelenmesine yol açarak boyun fıtığı oluşumuna zemin hazırlar.
Sadece 2.5 cm’lik bir fark, sabah yataktan kalktığınızdan itibaren, tekrar
yatana kadar geçen süre boyunca, kafanızda 5 kiloluk bir ağırlığı taşıdığınız
anlamına gelir. Bu durumun nasıl rahatsızlık verici bir şey olduğunu tahmin
edebilirsiniz.
Uzun süreli baş önde duruş nedeniyle
omuzlar öne doğru gelmekte, baş öne gitmekte ve kollar içe doğru dönmektedir.
Başın öne gelmesiyle sırtımızın üst kısmı geriye gitmekte, sırtta kamburluk
oluşmakta ve leğen kemiği tüm bu gelişmeleri dengelemek için anterior tilt
denilen öne doğru eğilme hareketini yapmakta ve belin çukurlaşmasına yol
açmaktadır. Bu durum da ileride nedeni bulunamayan bel ağrılarına yol açar.
Aynı şekilde üst solunum kaslarının güçsüzleşmesi akciğer kapasitesinin düşmesi
sonucunu yaratır. Geçmeyen başağrıları, baş dönmeleri ve çene eklemi problemleri bu duruma
eşlik edebilir.
Uzun süreli, başı sabit önde tutan
pozisyonlardan kaçınmak en etkili korunma yöntemlerindendir. Uzun süreli
işlerde kısa molalar vererek boynumuzu hareket ettirmeliyiz.
Oluşmuş olan postür bozuklukları baş
,boyun ve sırt ağrılarına yol açmadan durumun saptanması ve düzeltilmesi yoluna
gidilmesi gerekmektedir. En etkin tedavi yöntemi osteopatik manuplatif
girişimlerdir. Hastalarımda manuel terapi ile tamamen düzelme sağlamaktayım.
12 Kasım 2012 Pazartesi
postür ( duruş ) bozuklukları
POSTÜR :
Postür (duruş) nedir :
Postür (duruş) nedir :
Postür,
iskelet parçalarının, vücudun destek yapılarını zedelenme ve deformasyondan
koruyacak şekilde düzgün ve dengeli dizilişidir.Düzgün postür,
en az çaba ve en az enerji tüketimini sağlayacak şekilde, vücutta en fazla
yeterliliği sağlayan duruş biçimidir. Kötü postür
ise amaca hizmet etmeyen kasların gereksiz biçimde kasılmasına neden olan
duruş şeklidir. İdeal postür ön,
arka ve her iki yandan vücudun duruşunun gözlemlenmesiyle saptanır. Vücut
kısımlarının çekül hattı üzerindeki dizilimi, bize kişinin ideal postüre sahip olup olmadığı hakkında
bilgi verir.Kişinin yaşı,cinsiyeti, sosyoekonomik durumu,yapısal
bozuklukları,alışkanlıkları, çalıştığı işi ve ruhsal durumu postürüne etki eder. Postür statik ve dinamik olmak üzere
iki çeşittir. Statik postür
hareketsiz haldeyken olan postürdür.Oturma, ayakta durma ve yatma sırasındaki
duruşumuzla ilgilidir. Dinamik postür
ise hareket halindeyken oluşan postürdür. Omurgada oluşan postür bozuklukları ciddi sağlık problemlerine zemin hazırlayabilir.
Postür analizi :
Skolyoz
ve kifoz omurganın en sık rastlanan
postür bozukluklarının arasındadır.Skolyoz, önden bakıldığında omurganın yana
doğru eğilmiş olması ile karakterizedir.Omurganın, yandan bakıldığında, öne
doğru eğriliği ise kifoz adını alır.
Postür
analizinde her iki yandan başın
omuzlara göre durumuna bakılır. Normal postürde, kulak memesi omuz ortasından
geçen hayali çizgi üzerindedir. Önde veya arkada olması normal değildir. Başın,
omuza göre önde olduğu duruma, baş önde
postür denilir ve her 2.5 cm’lik fark boyun omurlarına binen fazladan 5 kg.
civarında bir yük oluşturur.Bu da ileriki yıllarda boyun ağrılarına yol açar ve
boyun fıtığı için hazırlayıcı faktörlerdendir. Aynı hayali çizgiyi aşağıya
doğru devam ettirecek olursak sırasıyla kalça ekleminden, diz kapağının
arkasından ve ayak bileğinde dış taraftaki çıkıntıdan geçmesi gerekir.Bu hayali
çizgiye göre omuzların önde olması omuz
önde postürdür.Aynı şekilde kifoz (sırttaki kamburluk ) ve aşırı
veya artmış lordoz (belde ) yandan
bakarak değerlendirilen postür değişikliklerindendir. Anterior veya posterior
pelvik tilt (leğen kemiğinin öne veya arkaya dönük olması) de yine yandan
bakılarak değerlendirilen postür bozuklukları arasındadır. Genu recurvatum denilen, diz ekleminin hayali çizginin arkasında
yer alması, yine ciddi sağlık problemleri oluşturabilen duruş
bozukluklarındandır.Pes planus (düz
tabanlık) ve pes kavus (düz
tabanlığın tam tersi yani uzunlamasına ayak kemerinin kavsinin artışı) ayakta
gördüğümüz postür bozukluklarındandır.
Önden
bakıldığında başın orta hatta göre durumu, omuzların seviyesi (düşük omuz olup olmadığı ),göğüste pectus excavatum ( kunduracı göğsü ) ve
pectus carinatum ( güvercin göğsü ),
kolların ve kalçanın eşit seviyede olup olmadığı, dizlerin ve ayakların içe
veya dışa dönük olup olmadığı değerlendirilir.Genu varum (o bacak) ve genu
valgum ( x bacak ) yine önden bakışla değerlendirilen postür bozuklukları
arasındadır.
Arkadan
bakışta, yine başın durumuna , kürek kemiklerinin seviyelerine ve dışa doğru
dönük olup olmadığına bakılır. Yine arkadan bakıldığında skolyoz deformitesinin varlığı araştırılır.
Postür
bozuklukları ileriki yıllarda geçmeyen kas iskelet sistemi ağrılarına yol
açabilir. Postür bozukluklarının en etkin tedavisi osteopatik manuplatif
girişimlerdir.
28 Ekim 2012 Pazar
osteopati
OSTEOPATİ :
Osteopati’nin kurucusu Dr. Andrew Taylor Still, klasik tıp eğitiminin dışında farklı tıbbi teoriler geliştirmiştir. Hastalık tedavisinin var olan hastalıktan bağımsız olarak hastaya göre yapılması gerektiğini savunmuş ve manuel terapi (elle yapılan tedaviler) yöntemlerinin iyileştirici etkisi olduğunu savunmuştur. Hastalarından aldığı iyi sonuçlar, osteopati okullarının açılmasına yol açmıştır. Daha sonra Avrupa’ya da yayılan bu tedavi yaklaşımı tamamlayıcı tıp alanında yıllardır başarıyla uygulanmaktadır. Avrupa ve Amerika’da 4 veya 5 yıllık bir eğitimden sonra osteopat yetiştiren osteopati okulları bulunmaktadır.
Osteopatlar temel olarak 3 temel alanla ilgilenirler.Bunlar:
Biomekanik : Normal hareket, postür ve vücudun çeşitli aktivitelerinin diğer vücut bölümlerinin fonksiyonlarına olan etkisini incelemek ve osteopatik yaklaşımlarla tanı ve tedavi seçenekleri oluşturmak
- Travmatoloji: Küçük yumuşak doku hasarlarından şiddetli doku hasarlarına kadar giden geniş bir alanda hastalara osteopati ile yardımcı olmaya çalışmaktır.
Vücudun hareketli kısımlarının hareket ve fonksiyonlarında olan değişiklikler fizyolojik ve mental/emosyonel değişikliklerle ilişkilidir.Hareket bozuklukları emosyonel ve fizyolojik değişikliklere yol açarak bu bölgelerde bozuklukların ortaya çıkmasına yol açar. Osteopatik açıdan aynı durumun tersi de geçerlidir. Emosyonel ve fizyolojik değişiklikler de bir bölgede hareket bozukluklarının ortaya çıkmasına yol açabilir. Daha sonra da hareketi veya fizyolojisi bozulmuş olan bu vücut parçaları vücudun diğer bölgelerini de etkileyerek aynı süreçleri o bölgelerde de başlatır. Dolayısıyla, aslında rahatsızlık olarak kendini belli eden bir bölge, aslında tamamen başka bir bölgenin hareket kısıtlılığından veya fizyolojisinin bozulmasından kaynaklanıyor olabilir. Örneğin, omurganın alt taraflarında oluşan bir travma, bir süre sonra, doku çekimi nedeniyle, geçmeyen baş ağrılarına yol açabilmektedir.Yine aynı şekilde safra kesesi bölgesinden kaynaklanan bir fasial doku kısıtlılığı omuz ve boyun ağrılarına yol açabilmektedir. Osteopatik olarak değerlendirilmeyen bu hastalar boyun ağrısı nedeniyle fizik tedavi ve ağrı kliniklerine gitmekte ve yapılan tetkik ve grafilerle bir sonuç alamamaktadırlar.Bu elbetteki her boyun ağrısının da nedeninin safra kesesi bölgesinden geldiği anlamına da gelmemektedir.Ancak, yapılan tıbbi muayeneleri sonucunda herhangi bir patolojiye rastlanmayan veya belli bir yaşın üstündeki herkeste olabilecek birtakım dejeneratif rahatsızlıklar bulunup, kulanılan ilaç ve yapılan fizik tedavi girişimlerinden yanıt alınamayan kişilerin birde osteopatik açıdan değerlendirilmeleri, kısa sürede sonuç alınmasına neden olabilmektedir.
Bu nedenle osteopati, holistik ( bütüncül ) bir yaklaşıma sahiptir. Asıl problemin kaynaklandığı bölgedeki fasial kısıtlılık giderilmeyecek olursa var olan rahatsızlık da kalıcı olarak tedavi edilemez.
Osteopati temel olarak fonksiyonel osteopati, visseral osteopati, kraniosakral terapi ve somatoemosyonel osteopati bölümlerini içeren oldukça geniş bir öğrenim ve uygulama alanına sahiptir.
Başlıca kas iskelet sistemi ağrıları, bel, boyun ve sırt bölgesinde olan ağrılar ve özellikle fibromyaljisi olan hastalar osteopatiden oldukça yarar görmekteler.
Yine sık görülen rahatsızlıklardan donuk omuz ve lateral epikondilit osteopatik girişimlere kısa sürede yanıt vermektedir.
Ameliyat endikasyonu olmayan (ameliyat gerektirmeyen ) bel ve boyun fıtığı olgularında, fizik tedavi ve ilaç tedavisinden yanıt alamadığım hastalarımda osteopati ile oldukça iyi sonuçlar elde ettim.
Tanı konulamayan kronik baş ağrıları,kifoz ve skolyoz gibi postür bozuklukları da yine osteopatik yaklaşım gerektiren hastalık grupları içinde yer almaktadır. Yine, ilaç kullanması sakıncalı olan gebelik dönemindeki bel ve sırt ağrılarında osteopati güvenle uygulanabilmektedir.
Manuplatif yöntemlerin ve özellikle osteopatinin en büyük avantajı hastaya dışarıdan zarar verecek bir madde verilmemesi ve tedavinin sadece elle dokunarak yapılmasıdır. Bununla birlikte, osteopatinin, tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında olduğunun bilinmesinin gerekliliğini tekrardan belirtmek istiyorum. Öncelikle, hastalarımızın tıbbi muayenesinin ilgili branşlarca yapılması, gerekli tetkik ve grafilerinin istenmesi ve değerlendirilmesi, gerekli konsültasyonların yapılması ve bunların sonucunda elde edilen verilerin ışığında uygulanan tıbbi tedavilere ek olarak veya bu yaklaşımlarda bulunulup sonuç alınamamış hastalarda osteopatik yaklaşımın uygulanması gerektiği kanısındayım.Daha sonraki yazılarımda, kraniosakral terapi ve visseral osteopati konularında da bilgilendirme yapacağım
20 Ekim 2012 Cumartesi
reiki
REİKİ :
REİKİ NEDİR ?
Rei her yerde varolan, ki: ruhsal yaşam enerjisi anlamına gelmektedir. Sözcük anlamı, Japonca'da, "Evrensel Yaşam Enerjisi" anlamına gelmektedir. Hz. İsa 'nın nasıl şifa verdiği ile ilgili sorular 1900'lü yılların başında Japon bir rahip olan Dr.Mikao Usui tarafından çok eski olan şifa yönteminin araştırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Reikinin tarihi çok daha eski olmasına rağmen bu bilginin günümüze ulaşmasındaki en önemli kişi bu konuyu derinlemesine araştıran Mikao Usui'dir. Reiki herhangi bir din yada inanç şekli değildir her inanca sahip insan tarafından kolaylıkla uygulanabilir. Reiki tıbbı reddetmez aksine tıbbi tedaviye destek olma işlevindedir. Hastaların mutlaka tıbbi tedavi görmesi gerektiğini savunan reiki uygulayıcıları reikinin faydalarını tüm dünyanın daha iyi görmesini sağlamışlardır. Reikinin hiç bir zararı yada yan etkisi yoktur, zamanla unutulmaz ve etkisi kaybolmaz. Bir çok hastalıkta tıbbi tedaviyi tamamlar,zihinsel ve bedensel gerginlilerden kurtulmayı sağlar, ilaçların yan etkisini azaltır,yorgunlukları giderir,bağımlıklardan kurtulmaya yardım eder kısaca sağlık ve kişisel gelişim anlamında önemli pozitif etkiler yapar. Reiki etkili olarak soğuk algınlığı, yanıklar,yaralar ağrılar, sızılar gibi rahatsızlıklardan; kanser, kalp hastalıkları, tansiyon, gibi ciddi hastalıklara kadar bir çok sağlık sorununda son derece etkilidir. Özellikle yeni oluşmuş hastalıklarda çok daha kısa zamanda etkisini gösterecektir. Reiki bugün dünyada yaklaşık iki milyon kişi tarafından uygulanmaktadır ve bu sayı her geçen gün artmaktadır. Dünyada bir çok hastane reiki uygulamayı bütünleyici kabul etmekte ve reikiyle ilgili çalışmalara önem vermektedir. Reiki uygulayıcılarda sezgileri güçlendirir, ruhsal farkındalığın artmasını sağlar. Reiki evrensel bir enerjidir ve hiç bir kişinin tekelinde değildir. Reiki ile herkes kendinin şifacısı olabilir.
REİKİ NEDİR ?
Rei her yerde varolan, ki: ruhsal yaşam enerjisi anlamına gelmektedir. Sözcük anlamı, Japonca'da, "Evrensel Yaşam Enerjisi" anlamına gelmektedir. Hz. İsa 'nın nasıl şifa verdiği ile ilgili sorular 1900'lü yılların başında Japon bir rahip olan Dr.Mikao Usui tarafından çok eski olan şifa yönteminin araştırılmasıyla ortaya çıkmıştır. Reikinin tarihi çok daha eski olmasına rağmen bu bilginin günümüze ulaşmasındaki en önemli kişi bu konuyu derinlemesine araştıran Mikao Usui'dir. Reiki herhangi bir din yada inanç şekli değildir her inanca sahip insan tarafından kolaylıkla uygulanabilir. Reiki tıbbı reddetmez aksine tıbbi tedaviye destek olma işlevindedir. Hastaların mutlaka tıbbi tedavi görmesi gerektiğini savunan reiki uygulayıcıları reikinin faydalarını tüm dünyanın daha iyi görmesini sağlamışlardır. Reikinin hiç bir zararı yada yan etkisi yoktur, zamanla unutulmaz ve etkisi kaybolmaz. Bir çok hastalıkta tıbbi tedaviyi tamamlar,zihinsel ve bedensel gerginlilerden kurtulmayı sağlar, ilaçların yan etkisini azaltır,yorgunlukları giderir,bağımlıklardan kurtulmaya yardım eder kısaca sağlık ve kişisel gelişim anlamında önemli pozitif etkiler yapar. Reiki etkili olarak soğuk algınlığı, yanıklar,yaralar ağrılar, sızılar gibi rahatsızlıklardan; kanser, kalp hastalıkları, tansiyon, gibi ciddi hastalıklara kadar bir çok sağlık sorununda son derece etkilidir. Özellikle yeni oluşmuş hastalıklarda çok daha kısa zamanda etkisini gösterecektir. Reiki bugün dünyada yaklaşık iki milyon kişi tarafından uygulanmaktadır ve bu sayı her geçen gün artmaktadır. Dünyada bir çok hastane reiki uygulamayı bütünleyici kabul etmekte ve reikiyle ilgili çalışmalara önem vermektedir. Reiki uygulayıcılarda sezgileri güçlendirir, ruhsal farkındalığın artmasını sağlar. Reiki evrensel bir enerjidir ve hiç bir kişinin tekelinde değildir. Reiki ile herkes kendinin şifacısı olabilir.
Tamamlayıcı Tıp ve Fizik Tedavi :
Öncelikle tıp doktoru ve fizik tedavi uzmanı olduğum için bu blogda sizlere eğitimini almış olduğum konularda bilgiler vermeye çalışacağım. Elbette ki öncelikle ağrısı olan veya bir rahatsızlığı olan hastalarımın tıbbi muayenesini yaparak ve gerekli tetkiklerini isteyerek rahatsızlığa yol açan nedenin tanısını koymaya çalışıyorum. Tanısı konan hastalara da gerek ilaç kullanarak gerekse de fizik tedavi uygulamalarıyla yardımcı olmaya çalışıyorum.
Genel olarak ilaç ve fizik tedavi yöntemleriyle yarar bulmayan hastalarıma da tamamlayıcı tıp yöntemleriyle yardımcı olmaya çalışıyorum.
Özellikle osteopati, kas iskelet sistemi ile ilgili rahatsızlığı olan hastalarımın tedavisinde çok yararlandığım bir yöntem.Bunun dışında kraniosakral terapi ve visseral osteopati de yine tedavi etkinliğini arttıran yöntemler.
Yine eğitimini aldığım ve hastalarıma uyguladığım Refleksoloji ayak tabanından belli bölgelere parmakla bastırarak uygulanan bir tedavi yöntemi.
Tetik nokta masajı, Myofascial release, Rolfing gibi yöntemler de ağrı geçirmede yararlı yöntemler.
Şimdiye kadar saydığım yöntemler manuplatif (elle yapılan ) tedaviler içinde değerlendirilebilir.
Bunların dışında reiki ve kuantum enerji uygulamaları daha farklı bir mekanizma ile ağrı giderme ve hastalık iyileştirmede kullanılabilecek tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında.
Bu saydığım yöntemlerle de yeterince yardımcı olamadığım hastalarıma da EFT ( Emotional Freedom Technique ), NLP ve hipnozla yardımcı olmaya çalışıyorum.
Bu konularda zamanım ölçüsünde ayrıntılı yazılar yayınlamaya çalışacağım. Sorularınız olursa yanıtlamaya hazırım. Herkese sağlıklı günler dileklerimle...
Öncelikle tıp doktoru ve fizik tedavi uzmanı olduğum için bu blogda sizlere eğitimini almış olduğum konularda bilgiler vermeye çalışacağım. Elbette ki öncelikle ağrısı olan veya bir rahatsızlığı olan hastalarımın tıbbi muayenesini yaparak ve gerekli tetkiklerini isteyerek rahatsızlığa yol açan nedenin tanısını koymaya çalışıyorum. Tanısı konan hastalara da gerek ilaç kullanarak gerekse de fizik tedavi uygulamalarıyla yardımcı olmaya çalışıyorum.
Genel olarak ilaç ve fizik tedavi yöntemleriyle yarar bulmayan hastalarıma da tamamlayıcı tıp yöntemleriyle yardımcı olmaya çalışıyorum.
Özellikle osteopati, kas iskelet sistemi ile ilgili rahatsızlığı olan hastalarımın tedavisinde çok yararlandığım bir yöntem.Bunun dışında kraniosakral terapi ve visseral osteopati de yine tedavi etkinliğini arttıran yöntemler.
Yine eğitimini aldığım ve hastalarıma uyguladığım Refleksoloji ayak tabanından belli bölgelere parmakla bastırarak uygulanan bir tedavi yöntemi.
Tetik nokta masajı, Myofascial release, Rolfing gibi yöntemler de ağrı geçirmede yararlı yöntemler.
Şimdiye kadar saydığım yöntemler manuplatif (elle yapılan ) tedaviler içinde değerlendirilebilir.
Bunların dışında reiki ve kuantum enerji uygulamaları daha farklı bir mekanizma ile ağrı giderme ve hastalık iyileştirmede kullanılabilecek tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında.
Bu saydığım yöntemlerle de yeterince yardımcı olamadığım hastalarıma da EFT ( Emotional Freedom Technique ), NLP ve hipnozla yardımcı olmaya çalışıyorum.
Bu konularda zamanım ölçüsünde ayrıntılı yazılar yayınlamaya çalışacağım. Sorularınız olursa yanıtlamaya hazırım. Herkese sağlıklı günler dileklerimle...
19 Ekim 2012 Cuma
Başlangıç
Bu blogda fizik tedavi ve tamamlayıcı tıpla ilgili bilgileri paylaşmak istiyorum
Etiketler:
ağrı,
fizik tedavi,
hipnoterapi,
hipnoz,
kraniosakral terapi,
kuantum enerji,
manuel terapi,
NLP,
osteopati,
osteopati nedir,
refleksoloji,
reiki,
tamamlayıcı tıp,
tetik nokta masajı,
visseral osteopati
Yer:Kutahya,Turkey
Türkiye
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










